
Berlin Duvarı'nın yıkılması ile birlikte, neredeyse tüm dünyada tek bir düşünce hakimdi; kapitalizmin artık alternatifsiz oluşu. Tüm dünyada hararetli bir tartışma devam edereken, Fukuyama biraz daha ileri giderek "Tarihin Sonu" isimli eserinde kapitalizmin evrensel zaferini ilan ediyordu. 1989'u izleyen dönemde bütün Avrupa'da "merkez sol" olarak adlandırılan partiler Üçüncü Yol adı verilen politik hatta sürüklendi. Neoliberal politikalara bulaşan sosyal demokrat partiler yükselişe geçti ve İngiltere'de Tony Blair'in ipini çektiği bu akım bir kurtarıcı olarak gösterilmeye çalışıldı. 1989'dan sonra başlayan kapitalizmin evrensel zaferi sadece 10 sene hüküm sürebildi.
Ancak 1999 yılının sonlarına doğru, Amerika Birleşik Devletleri'nde beklenmedik bir olay meydana geldi. Seattle, sadece müzik tutkunlarının bildiği, "grunge"ın merkezi olan kent olmaktan öteye taşındı. Yeni bir hareketin simgesi, başlangıç noktası olarak anılmaya başlandı.
Peki Seattle'da ne olmuştu?
Dünya Ticaret Örgütü ,yeni milenyumunun ekomomik anlaşmalarına yön vermek için 30 Kasım 1999 tarihinde Seattle'da bir araya gelecekti. Ancak toplantıların başlayacağı gün –en kötümser tahminlere göre- 40 bin kişi polise, barikatlara, gaz bombalarına rağmen toplantının açılış törenini engellemeyi başardı. Gösteriler o derece büyümüştü ki dönemin ABD başkanı Bill Clinton, konferansta yapacağı konuşmayı iptal etmek zorunda kaldı ve toplantı tam bir fiyasko ile sonuçlandı.
Protesto gösterileri Seattle'ı aştı ve dünyanın birçok kentinde eş zamanlı gösteriler düzenlendi. Küreselleşen kapiatalizme karşı küresel direniş yükseliyordu: Antikapitalist Hareket.
Kaplumbağaları kurtarmak için mücadele edenler, polisle catışırken yanında bir Boeing işçisini görüyordu. Kamyon şoförleri ile çevreciler aynı amaç için bir araya gelmişti. Neoliberal politikaların boşa çıkması, gösterilerin bu derece büyük olmasını sağladı.
Seattle, yaklaşık 20 yıldır sürekli saldırıya uğrayan, kazanımlarını kaybeden işçi sınıfına bir umut oldu. Emekçiler, kapitalizmin insanlığa kan ve gözyaşı dışında bir şey getirmediğine hep birlikte tanıklık etti. Yugoslavya'da, Afganistan'da, Irak'da, Çeçenistan'daki askeri müdahaleler "Yeni Dünya Düzeni"nin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Uzak Doğu'daki doğal afetler inanılmaz bir hızla arttı, Katrina gibi Amerika'yı da vuran felaketler, Afrika'daki kuraklık ve geçtiğimiz günlerde Türkiye'de yaşanan sel felaketi, gözü dönmüş vahşi kapitalizmin sonucu olarak gerçekleşti.
1999'da başlayan süreç, 11 Eylül sonrasında bünyesine savaş karşıtı güçleri de katarak, Seattle'dan alınan motivasyon ile yoluna devam etti. Haziran 2001'de 100 bin kişi Barselona'da Dünya Bankası'na karşı buluştu. Aynı yılın Temmuz ayında ise Cenova'da 300 bin kişi sesini G8'e karşı yükseltti. Porto Alegre'de (Brezilya), Doha'da (Katar), Cancun'da (Meksika) farklı güçler bir araya gelerek başka bir dünyanın mümkün olduğunu haykırdılar.
Afganistan ve Irak'ın işgal döneminde, içerisinde Ankara'nın da aralarında bulunduğu birçok kentte milyonlarca insan "savaşa hayır" dedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder