Sayfalar

8 Haziran 2010 Salı

working class hero

İlk olarak kimsenin sevdiği için politika yaptığını düşünmüyorum. Politika bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor ve “mecburen” kendimizi sokakta buluyoruz.
İlginç bir politika yolculuğum olduğunu düşünüyorum esasında. Yıllarca aldığın eğitim sonrasında Kemalist olarak yetişen kuşağın bir temsilcisi olarak AKP’ye bakışım 2007 yılına kadar “bunlar şeriatçı kardeşim” ve “fırsatını bulsalar kesecekler” bizi şeklindeydi.
Ve –daha sonra Mihri Belli’nin teorize ettiği şekliyle- Kemalizm ve sosyalizm arasında bir adım olduğunu sananlardandım. Ta ki Hrant’ın katledilmesine kadar. O güne kadar orta sınıf bir ailenin Hanefi geleneğine göre yetişmiş Kemalist bir bireyi olarak ilk kez kendimden rahatsız oldum.
DSİP’le tanışmam ise bu sürecin sonunda oldu ve yaklaşık olarak 2 yıldır örgütlüyüm.
Şimdi gelelim bu postun neden yazıldığına.
Son bir ayda fark ettiğim kadarıyla Türkiye’de günce l politika içinde bulunmak çok meşakkatli bir uğraş.
Bir ay kadar önce Zonguldak’tan istifa edip İstanbul’a döndüğümden beri neler olmuş bir düşünüyorum da:
• Anayasa tartışmaları
• Nükleer ihalesi
• İran’la uranyum takası anlaşması
• Zonguldak’ta maden faciası
• Ermeni soykırımı tartışmaları
• Baykal’ın seks kaseti
• Muğla’da faşist saldırı
• Gazze’ye giden konvoya İsrail’in saldırısı vs.
Bir çırpıda aklıma gelenler bunlar. Blogu açmamın esas nedeni değişik yerlere yazdığım yazıları yayınlamaktı ancak bırakın yayınlamayı, yazamadım bile.
Neyse efendim zamanında return of the activist demişiz ama working class hero olduk yeniden.

İzleyiciler